Web sitemizde size en iyi deneyimi sunmak ve trafiğimizi analiz etmek için çerezler kullanıyoruz. Çerezlerin kullanımını ONAYLIYORUM ONAYLAMIYORUM

Eserleri

1944 - 1958

Tankut Öktem çocukluğunda antik Yunan topraklarının harabeleri arasında top oynamış, Zeus sunağından ufku gözlemlemiş, Assos antik harabelerinde uçurtma uçurmuş, Efes Artemis yıkıntılarında yedi uyurların mağarasında öğle uykusuna dalmış, Knidos teraslarından günbatımını izlemiş, Helen öncesi harabeler bölgesinde düşüncelere dalmıştır. M.Ö. dördüncü yüzyılın en ünlü heykeltraşı Praxiteles’i Aphrodite heykeli üzerinde keskiyle çalışırken, Halikarnossos’daki Mausoleum’un heykeltraşları; Skopas ve Bryaxis’in Demeter’i yontarken saçlarına dökülen mermer tozlarını, Phidias’ın Zeus heykelini tasarlarken izlemiştir. Ruhunun binlerce yıllık yaşam serüveninde yaratıcı gen gelip onu bulmuştur bir kere. Sanatçının toplumsal bilinçaltı; tunç çağı figürinleri, Hitit Leoparlı kadın idolü, Willendorf ve Lespuques Venüsü, arkaik grek gövdesi, Mısır heykellerini yontan adsız heykeltraşın taşçı kalemi, yontucu çekici, döküm atölyeleriyle yüklüdür.

1959 - 1972

Tankut Öktem’in ilk heykel çalışmaları soyut tarzdadır. İleriki yıllarda yurt dışı sergi katılımlarında da ülkesini soyut heykelleriyle temsil eder. 1988 Seul Sanat Olimpiyatları’na davet edilen Tankut Öktem, 165 ülke sanatçısı arasında gerçekleştirilen heykel yarışmasında ilk on heykeltraş arasına girerek soyut tarzda ürettiği “Sevgi” adlı eseri Seul Kültür Merkezi önüne yerleştirilir. İki yıl sonra 1990’da sanatçı davetli olarak gittiği Almanya / Stuttgard’da gerçekleştirilen bir sempozyumda Avrupalı heykeltraşlarla yarış alanında yaptığı “Annenin Izdırabı” adlı heykeli birincilik ödülünü alır ve bu soyut heykel Stuttgard meydanındadır.

1973 - 1989

Bu dönemde Tankut Öktem, geleceğin sanatçısı olarak kendisine verilen yeteneğin sebebini anlamak için, çocukluğunun geçtiği Anadolu’yu gezmeye karar verir. Döndüğünde, Cumhuriyet’in 50. Yılı dolayısıyla açılan Resim ve Heykel yarışmasına katılır. 30’lu yaşlarının başında, 3 anıtıyla birincilik kazanan Tankut Öktem’in kariyerinde yepyeni bir sayfa açılır. Tankut Öktem için, Türk halkının ulusal özelliklerini, ruhunu heykel aracılığıyla estetize ederek anıtlaştırma ve yüceltme dönemi başlar. Tankut Öktem yaratıcı aktivitenin tüm sorumluluğunu üstlenmiş bir tek başınalığı temsil eder. Geride sayısız anıtsal yapıt bırakacak denli gözü pek, korkusuz ve aşkla doludur.

1990 – 2000

1980’li yıllar, Türkiye için olduğu kadar, üniversiteler, Güzel Sanatlar Fakülteleri için de zor bir dönemdir. Bu dönemde öğrencilerinin ve hocalarının ısrarları sonucu Tatbiki Güzel Sanatlar Okulu’nun yöneticisi olur. “Ben öğrencilerimin işleri karşısında, hiçbir işime heyecanlanmadığım kadar heyecanlanırım” der. Her biri Anadolu’nun bir şehrinden sanatçı olabilmek için gelen öğrencilerinin deyimiyle onların kader döngüsü olmuştur. Tankut Öktem’in varlığını ölümsüz kılan sadece yeteneği değildir. Bundan daha kalıcı olan çocuklara, öğrencilerine, atölyesine zamanlı, zamansız, gelenlere açık yüce gönlü, sorusu olan herkese zaman kaybetmeden, mermer masanın üzerindeki çamurların silinmesiyle başlanabilecek eğitme aşkı, iyi ve yardımsever olma hasleti, rengarenk enerjisini yansıtan giysileri için seçtiği renk ve desenlerle açığa çıkan çocukluğu, gerçek bir doğasever oluşu, doğaya, hayvanlara karşı coşkulu sevdası ve tüm başarılarına rağmen mütevaziliğini kaybetmemiş koca bir yürek oluşudur.

2001- 2007

Sanatçının içinde yaşadığı çağ iki büyük dünya savaşını geride bırakmış, yaraları onarılmayı bekleyen bir zaman dilimidir. Tankut Öktem içinde yaşadığı zaman diliminin hikayesini anlatırken yarattığı ritüelde; gerçeğin gerçekle çarpışmasını, ölüm ya da felaket karşısında insanın direncini dillendirir. Bu ise insan dramının yeni mitolojisidir. Mitin görevi şudur; gerçek olanı ideal olanın, anlık olanı sürekli ve aşkın olanın diline çevirmek. İşte sanatçının heykelleri biçimlerken gerçekleştirdiği bu eylemdir; yalnızca şimdiki zamanın gerçekliği içinde değil aynı zamanda sonsuz süredizisi içinde varolanı yaratmak. Tankut Öktem anıtsal heykellerini yaratırken bronzun ve taşın her hücresini örgütlemesi onun deney aşırığını, düşünme ve geri düşünme, algı ve tam algı kapasitelerini gösterir bize.

2021 © Tüm Hakları Saklıdır.